اَللّٰهُ اَكْبَرُ هُوَ السُّلْطَانُ الْاَزَلُ هُوَ الْحَاكِمُ الْاَبَدُ هُوَ الْمَلِكُ السَّرْمَدُ
Şimdi semanın yüzüne dikkatle bak: Nasıl sükûnet içinde bir sükûtu, hikmet içinde bir hareketi, haşmet içinde bir parlamayı, zinet içinde bir tebessümü görürsün. Ayrıca herşeyin hilkatında bir intizam-ı ekmel de meşhudun olur.
Evet, semavî lâmbaların tebessüm içinde lem’a-nisar olmaları ve yıldızlarının parlaması, elbette ehl-i akla nihayetsiz bir saltanatı ilan eden bir vaziyettir. Demek, şu parıldayan yıldızlar ve bu seyyah seyyareler, Cenab-ı Vâcib-ül Vücud’un kibriya-yı uluhiyetinin izzetini ilan eden ve saltanat-ı rububiyetin şevketini izhar eden ve onun azamet-i kudretinin haşmetini dile getiren, hem onun ihata-i hikmetinin vüs’atine işaret eden nuranî bürhanlar ve ziyadar şahidlerdir.
Öyle ise iman et ve de:
اَللّٰهُ اَكْبَرُ وَلَهُ الْكِبْرِيَاءُ فِي السَّمٰوَاةِ وَالْاَرْضِ وَهُوَ الْعَزِيزُ الْحَكِيمُ
سُبْحَانَكَ يَا مَنْ فِي كُلِّ شَيْءٍ لَكَ شَاهِدَانِ عَلَي اَنَّكَ وَاجِبٌ وَاحِدٌ
سُبْحَانَكَ يَا مَنْ فِي كُلِّ حَي¼ّ لَكَ آيَتَانِ عَلَي اَنَّكَ اَحَدٌ صَمَد سُبْحَانَكَ
يَا مَنْ سِكَّتُهُ مَضْرُوبَةٌ عَلَي جِبَاهِ الْخَلْقِ بِالصِّدْقِ شَاهِدَةٌ نَاطِقَةٌ بِالْحَقِّ
Yukarıdaki Arabî fıkranın kısacık bir meali:
Yükleniyor...