Evet, Kur’anın bu tarz-ı üslûbu cihetindeki meseli şöyledir ki: Bir adam, içinde güneşin bir timsalciği bulunan bir katreyi veyahut şemsin ziyasının renkleri içinde bulunan bir çiçeği sana gösterdikten sonra, hemen bilâ-mühlet gündüz ortasındaki güneşi sana irae etmek üzere başını kaldırtıp ona diktirir. Tâ ki, o cüz’î katre ve çiçekteki güneşçiğin timsaline nazarın saplanıp da, sana hal kesb-i müşevveşiyet etmesiyle, güneş senin zihninde küçülüp te, sen onun levazım-ı azametinin inkârına gitmeyesin.
Meselâ, Sure-i Yusuf’ta bir emr-i cüz’înin bahsi arkasında
كُلِّ ذِي عِلْمٍ عَلِيمٌ وَ فَوْقَ
der.
Hem Sure-i Hacc’da ..
مَا قَدَرُوا اللّٰهَ حَقَّ قَدْرِهِ الٓخ
.. ve Sure-i Nur’da
وَ اِذَا بَلَغَ الْاَطْفَالُ
dan tâ
وَاللّٰهُ عَلِيمٌ حَكِيمٌ
e kadar.. hem Sure-i Ankebut’ta
وَاِنَّ اَوْهَنَ الْبُيُوتِ
den tâ
لَوْ كَانُوا يَعْلَمُونَ
e kadar.. ve emsali âyetler mezkûr davamızı te’kid etmektedirler.
Yükleniyor...