Lakin, esma-i hüsnadan bazı isimler vardır ki; zâhirî vesaitin tavassutlarını kabul ederler. Bunlar Mütekellim, Rezzak, Vehhab ve emsali gibi isimlerdir ki, hicabların ortasından ve perdelerin gerisinden tecelli ederler. Bazı isimler de var ki; velev zâhiren olsun vasıtayı kabul etmiyorlar. Bu da Hâlık, Mûcid, Muhyî ve emsali gibi isimlerdir.
Meselâ bir padişahın bir nefere karşı onun nefs-i erzakını, silahını ve libasını vermekte vasıtayı istimal etmez. Fakat onu tahrik ve talim ve tavzif ve taltif etmekte, vasıtalar tavassut edebilirler. Fakat bu da yine sultanın izniyledir. Yalnız burada temsilde beşer sultanının acz ve za’fın-dan dolayı kendisiyle icraatı arasında tavassut olduğu halde, fakat orada, Sultan-ı Ezel’in icraatı üzerindeki vasıtaları ise, izzet-i azameti içindirler.
اِعْلَمْ
Ey kardeş bil ki! Ben bir vakit, bir kayanın içinde göğermiş bir küçücük ağacın başında iki çeşit semere gördüm, hayret ederek taharriye başladım, gördüm ki: O iki semereden birisi, kürtçe “kizvan” denilen ‘Menengiç’ hâs semeresidir. İkinci nevi semeresi ise, küçük büyük parmaklar miktarında, bakla gibi bir şey olup, misafirlere hazırlanmış bir oda şeklinde bükülmüş, içi boş bir menzildir gördüm.
Ben şu ikinci semereden bir tane alıp açtığım vakit, baktım; zerre gibi küçücük kuşçuklar içinden fırlayarak havada uçuşmaya başladılar. Aynı kardeşleri olan karınca ve sivrisinek kuşçuklarının, gurubdan biraz önce güneşin ziyası içinde cezbe-i zikir ile raksa gelip havada saf tuttukları gibi saf bağladılar.
İşte ey arkadaş! Bunların havadaki şu vızıltıları ve şurada onların yaratılışları, boş bir oyuncak olduğunu sanma. Belki onları daha genç iken, hava içinde temessük ettirip durduran; ve ana rahminde cenin iken bu meyveyi muhalefet-i cinsiye itibariyle onlarla hiç münasebeti yokken ve şu ağaççığı da muhalefet-i nev’iyeden dolayı hiç münasebet olmadığı halde ana rahmi gibi onlara en güzel, latif ve mahfazalı bir yuva yapıp; o
Yükleniyor...