Belki de, senin hayatının gayatı ise; hayatında bulunan onun esma-i hüsnasının garib cilvelerini, sair ihvanın olan mahlukat arasında izhar ve teşhir etmekliğindir. Sonra da, lisan-ı hal ve kalinle kendi ubudiyetini onun dergâh-ı rububiyeti yanında ilan etmekliğindir.
Sonra, onun celevat-ı esmasının cevherlerinin murassaatıyla parlanıp süslenerek, Şahid-i Ezelî’nin nazar-ı şuhuduna resm-i geçit tarzında görünüp arzetmekliğindir.
Sonra, zevi-l hayatın Vahib-ül Hayat’a karşı tesbihatlarla takdim ettikleri tahiyyelerini fehmetmekliğin ve bilerek onları müşahede etmekliğin ve tefekkürle görüp şehadetle göstermekliğindir.
Sonra, cüz’î sıfat ve şuûnunun mikyasıyla Hâlıkının sıfat ve şuûn-u mutlaka-i mukaddesesini fehmetmekliğindir.
Sonra, Cenab-ı Hakk’ın tevhid ve rububiyetini natık olan mevcudatın kelimatını anlamaklığındır. Ve sonra sen kendi acz ü fakrın gibi şeylerinle, Cenab-ı Ganiyy-i Mutlak ve Kadir-i Mutlak’ın kudret ve gınasının derecat-ı tecelliyatını düşünüp fehmetmekliğindir.
Şimdi bak, senin mahiyet-i hayatının icmali şunlardır: Hâlık-ı Mevt ve Hayat’ın celevat-ı esmasının garaib-i âsârına bir hazine, bir harita, bir enmuzec, bir fezleke, bir mikyas, bir mizan ve bir fihriste olmaktır.
Senin hayatının sureti ise, şudur: Cenab-ı Hakk’ın esma-i hüsnasını tefhim edip bildiren, kudret kalemiyle yazılmış bir kelime-i mesmuadır (işitilen bir kelime).
Amma senin hayatının hakikatı ise budur ki: Tecelli-i ehadiyete, cilve-i samediyete ayinedarlık etmektir.
Ve senin hayatının saadet içindeki kemali ise; ayinedarlık etmekte olduğu bir Şems-i Ezel’in envarının kendisinde temessül ettiğini şuurkârane bilip, şevk ile muhabbet etmektir. Evet her ne kadar sair zîhayatlar bu mezkûr gayelerin bazısında seninle müşareketleri varsa da,
Yükleniyor...