سُبْحَانَكَ مَا عَرَفْنَاكَ حَقَّ مَعْرِفَتِكَ يَا مَعْرُوفُ بِمُعْجِزَاةِ جَمِيعِ

مَصْنُوعَاتِكَ

dediler.

Sonra, Cenab-ı Rahim ve Vedud’un (C. Şanühü) rahmetinin müzeyyen semeratıyla teveddüd ve sevdirmesini göstermeye mukabil, pür-muhabbet ve iştiyak ile mukabele ettiler.

Sonra, Cenab-ı Rezzak-ı Kerim, onlara nimetlerinin en lezizleriyle kendi taattuf ve taahhüdünü göstermeye karşılık, hamd ü şükür ile mukabele ederek

سُبْحَانَكَ مَا شَكَرْنَاكَ حَقَّ شُكْرِكَ يَا مَشْكُورُ بِاَثْنِيَةِ جَمِيعِ اِحْسَانَاتِكَ عَلَي

رُوÎسِ الْاَشْهَادِ وَ بِاِعْلَانَاةِ جَمِيعِ نِعَمِكَ وَنِدَاءِهَا فِي سُوقِ الْكَاءِنَاةِ

وَبِشَهَادَاةِ نَشَاءِدِ مَنْظُومَاةِ ثَمَرَاةِ رَحْمَتِكَ

وَنِعْمَتِكَ لَدَي اَنْظَارِ الْمَخْلُوقَاةِ

dediler.

(1) Buradan ta parağrafın sonu olan “ifa ediyorlar” kelimesine kadar, Hazret-i Üstad’ın Onbirinci Söz’deki bizzat ifadesidir (Mütercim)



Yani senin hak şükrünü nasıl eda edebiliriz? Sen öyle şükre lâyık bir meşkûrsun ki, bütün kâinata serpilmiş umum ihsanatının açık lisan-ı halleri şükür ve senanı okuyorlar. Hem âlem çarşısında dizilmiş ve zeminin yüzüne saçılmış bütün nimetlerin ilanatıyla hamd ve medhini bildiriyorlar. Hem rahmet ve nimetin manzum meyveleri ve mevzun yemişleri senin cûd ü keremine şehadet etmekle, senin şükrünü enzar-ı mahlukat önünde ifa ediyorlar.

____________________________________


 /  
742
Yükleniyor...