Bu ayet, işte şu sûale cevab olarak işaret eyledi ki: o şer ve mefasid ise, beşerde tevdi edilmiş bulunan “sırr”ın”

{ Allah ü a’lem, o sır her halde, beşere tevdi edilmiş emanet-i kübradır. –Mütercim–}

yanında çok küçük kalır, hem de âfedilir. Hem Allah ü teala beşerin ibadetinden ganîdir. İbadet için ayrıca beşere ihtiyaç ve gerek yoktur. Zira Cenab-ı Ma’bud-u Mukaddesi tesbih ve takdis eyleyen hasre gelmez Melaikeler ve Rûhanîler mevcuddur. Öyle ise, Beşerin yaradılış hikmeti ne olduğu hakkında, Allam’ul ğuyub’un ilminde olan bir şeydir.

---------------(((---------------

Ayetin cümleleri yekdiğeriyle nazm ve irtibatı

Evet, ayetin başında olan

اِذْ

in iktiza eylediği üzere, kendisine bir redifin bulunmasına; (arkasında gelen, terekesine binen bir arkadaşın bulunmasına) ve üstteki ayetin son cümlesi olan

وَهُوَ بِكُلِ شَيْءٍ عَلِيمٌ

ne atıflı bulunmasına binaen; ayetin zımnîce olan ma’nası şu gelen mukadder cümlenin havzına dökülmektedir. Mukadder cümle şöyle olabilir:

اِذْخَلَقَ مَاخَلَقَ مُنْتَظَمًامُتْقِناًهٰكَذَا ، وَ اِذْ قَالَ رَبُّكَ... الخ

(Yani “Cenab-ı Halık-ı Kadir, halk eylediğini böyle muntazam ve itkan-ı sanat ile yarattığı için; “Senin Rabb’in Melaikelere hitaben şöyle bir fermanda bulundu ki: ...ilh) Hem vaktaki Allah ü teala Melaikelerle izzet ve celal içinde konuşup fermanını izhar eylerken; hikmetin sırrını istifsar etmek ve müşavere yolunu, keyfiyetini ta’lim edip öğretmek için

اِنِّيجَاعِلد فِيالْاَرْضِخَلِيفَةً

kelamı şerefsudûr eylediğinde, (Yani mealen: “Ben –azze ve cell– tahkikan yeryüzüne bir Halife halk eyleyip göndereceğim ve orada nasbeyleyeceğim”) fermanı duyulunca; dinleyicinin zihni; bu büyük hadisenin böyle karşılıklı bir konuşma ile başladığına göre ve bu azim sırrın iktizası ile: “Acaba Melaikeler de ne

 /  
505
Yükleniyor...