TÜRKÇE’YE TERCÜMESİ MÜNASEBETİYLE BİR TARİF VE BİR MUKADDEME

بِاسْمِهِ سُبْحَانَهُ وَاِنْ مِنْ شَيْءٍ اِلَّا يُسَبِّحُ بِحَمْدِهِ

Kur’an-ı Hakîm’in i’caz-ı mu’ciziyle haşr-u neşr olmuş, sarmaş dolaş olmuş olan şu cihan-beha ve aziz-ül vücud İŞARAT’ÜL İ’CAZ eseri, kendisi de adeta i’cazın manevi rengiyle renklenmiş gibidir ki; 1918 deki ilk tab’ında sahifelerinin satırbaşlarında –hiç kimsenin kasdî müdahalesi olmaksızın- bazı harflerin tevafuk vaziyetinde harika bazı zuhûratlar hasıl olmuş ve bu tevafuk’un sırları, bilahare müellifi tarafından kaleme alınarak “RUMÛZAT-I SEMANİYE” adlı eseri içinde ehemmiyetle kaydedilmiştir, görülebilir.

Ayrıca eser, müellif’inin gayet derecedeki samimiyet, ihlas, hak taraftarlığı, hakikat hizmetkarlığı, i’lay-ı Kelimetullah mücahitliği ve hakikat-i Kur’aniye ve ahkâm-ı İslâmiyeyi şuhûden iltizamkârlığının nihayet derecesiyle nurlanmış olan ruhundan ve ateşîn olan kalbinden kopup gelen ilhamlarla yazıldığı için, ziyadesiyle nuraniyet kazanmış, kerametkâr olmuştur.

Evet, eserin te’lifi zamanında müellifin maddi cesedi, düşünce ve iradesi; harp cephelerinde, düşman askerlerinin saldırılarına karşı koymak va cengu cidal içinde CİHAD vazifesini yerine getirmekle meşgul olduğu halde; kalbi ve ruhu ise, Kur’an-ı Hakîm-i Mu’cizül Beyan’ın nevvar ve feyyaz olan saha-i ıtlakında ve onun âlem-i melekût ve misalinde, ya da ravza-i ruh-efzasında bulunmakta, dolaşmakta, onunla olmakta ve o riyaz-i nurîn-i furkanîden nükte ve mânâ çiçeklerinin buket ve demetlerini toplayıp almaktan bir an bile fâriğ olmadığı kat’idir, şüphesizdir... Ve bu mezkûr manâlar müellifi tarafından da, tahdis-i ni’met kabilinden bir derece dile getirilerek yâd edilmiştir. Bunlar gelecek mukaddimelerde ve Risale-i Nur’un bazı yerlerinde icmalen kaydedilmiştir.

Şu mübalağa gibi görülebilen ifadeler, eserin mütalaasıyla tasdik edileceğinden şek ve şüphe yoktur.