وَاحِدٌ اَحَدٌ
adedine tevafuk lisanıyla
وَاحِدٌ اَحَدٌ
der, hükmeder. Lâm'ın dört adedi onsekiz olup
وَاحِدٌ
adedi olan ondokuza yalnız bir manidar farkla, tevafuk lisanıyla
وَاحِدٌ
der; tevhidi ilân eder. Bu dört adedi, iki aded ile beraber, yalnız iki farkla, tevafuk diliyle "Lâ ilahe illâ Hû" okurlar.
İşte seksenbeş, yetmişbeş, altmışbeş olması ve bir adedi seksenbeş ve iki adedi onun yarısı olan kırka ve üçü onun nısfı
{(Haşiye): Seksendördüncü sahifenin ikinci haşiyesinde, "Hamza" âhiri
ت
dir.}
yirmiye inmesi ve birbiriyle tevafukları ve Lafza-i Celal'in ve Kelime-i Tevhid'in lem'alarını ifade etmeleri gibi, muntazam niseb-i adediye ve manidar münasebat-ı tevafukiye bize kanaat veriyor ki; tesadüfî değil, belki alâmet-i kabul bir tevfiktir, bir tanzimdir.
Kardeşiniz
Said Nursî
بِاسْمِه۪ سُبْحَانَهُ وَاِنْ مِنْ شَيْءٍ اِلَّا يُسَبِّحُ بِحَمْدِه۪
اَلسَّلَامُ عَلَيْكُمْ وَ رَحْمَةُ اللّٰهِ وَ بَرَكَاتُهُ
Aziz Üstadım Hazretleri!
Dün akşam namazını kılarken ikinci rek'atta, Fatiha-i Şerife'den sonra
Yükleniyor...