Bizim “Nurs” köyümüz ise; hem eski talebelerim, hem hemşehrilerim biliyorlar ki, bizim köyümüz, fevkalâde gösteriş ve cesarette ileri göstermek için temeddühü çok severdiler; güya büyük bir memleketi fetheder gibi kahramanâne bir tavır almak istiyordular. Ben, hem kendime, hem onlara çok hayret ederdim. şimdi hakikî bir ihtar ile bildim ki; o ma’sum Nurslu insanlar, “Nurs” karyesi, Risale-i Nûr’un nûriyle büyük bir iftihar kazanacak.. o vilayetin, nahiyenin ismini işitmiyen, Nurs Köyü’nü ehemmiyetle tanıyacak” diye bir hiss-i kablel-vuk’u ile, o ni’met-i İlâhiye’ye karşı teşekkürlerini temeddüh suretinde göstermişler...(5)
BEDİÜZZAMAN’IN ANNESİ, BABASI VE AİLESİ
Annesinin ve babasının doğum ve vefatları hakkında maalesef kesin bir bilgimiz olmadığı gibi; annesi tarafının ailesi ve babası hakkında da bir malûmat yoktur. Sadece N. Şahiner’in tespitine göre, annesi Nûriye, Nurs’un kuzeyinde üç saatlik mesafede bulunan “Bilkân” köyündendir. Nûriye Hanım’ın vefatı ise, Birinci Cihan Harbi sıralarında olduğudur.(6) Bunun dışında Nûriye hanımın sülâlesi, soyu ve ailesi hakkında bir malûmatımız bulunmamaktadır.
Bediüzzaman’ın babası Sofi Mirza, 1920 yılında vefat ettiğini, sülâlesi ise, Sofi Mirza’dan sonra, dört batna kadar (yani baba) belli olup, bunlar: “Ali, Hızır, Mirza Hâlid ve Mirza Reşan” olduğu, yine tespitler arasındadır.
Tüm Doğu’da olduğu gibi, bölge halkının fıtrî ve millî bir adeti olan, adları tasğir etme, yani küçültme, kısaltma geleneğine binâen, halk arasında “Mirza” Efendiye “Sofi Mirzo” veya mezar taşında yazılı olduğu şekilde “Mirze” diye kullanıldığı gibi, annesi “Nûriye Hanım’a” da “Nûr’e” denilirdi.
Adların halk arasında çağrıldığı tarzda yazılması, tılsım ve havas ilmi ulemasınca lazım ve şart olduğu gibi; ba’zı hadis-i şeriflerde de(7) adların halk arasında telaffuz edildiği tarzda, kıyamet gününde aynı isimle çağırılacaklar diye ifade edilmiştir.
Yükleniyor...