olan dokuzyüz doksansekize (998) tevafukla manasının kuvvetli münasebetine binaen işaret derecesinde remzeder.

Beşinci Cümlesi:

مَنْ يَشَٓاءُ

cümlesi gayet cüz'î bir farkla Risalet-ün Nur müellifinin ismiyle meşhur bir lakabına tevafukla manası baktığı gibi bakıyor. Eğer

يَشَٓاءُ

daki mukadder zamir izhar edilirse

مَنْ يَشَٓائُهُ

olur. Tam tamına tevafuk eder.

Bu âyet nasılki Risale-in Nur'a ismiyle bakıyor, öyle de tarih-i te'lifine ve tekemmülüne tam tamına tevafukla remzen bakıyor:

كَمِشْكٰوةٍ ف۪يهَا مِصْبَاحٌ اَلْمِصْبَاحُ ف۪ى زُجَاجَةٍ

cümlesi

كَمِشْكٰوةٍ

deki tenvin vakıf yeri olmadığından nun sayılmak ve

ف۪ى زُجَاجَةٍ

vakıf yeri olduğundan

ة , ه۫

olmak cihetiyle bin üçyüz kırkdokuz (1349) ederek, Resail-in Nur'un en nuranî cüzlerinin te'lifi hengâmı ve tekemmül zamanı olan bin üçyüz kırkdokuz tarihine tam tamına tevafukla işaret eder.

Hem

اَلْمِصْبَاحُ ف۪ى زُجَاجَةٍ اَلزُّجَاجَةُ كَاَنَّهَا كَوْكَبٌ دُرِّىٌّ

cümlesi binüçyüz kırkbeş (1345) ederek, Resail-in Nur'un intişarı ve iştiharı ve parlaması tarihine tam tamına tevafuk eder. Çünki şeddeli

ر

iki

ر

, şeddeli

ن

iki

ن

, şeddeli

ز

aslı itibariyle bir

ل

bir

ز

ve birinci

زُجَاجَةٍ

vakıf cihetiyle

ه۫

, ikinci vakıf olmadığından

ت

sayılır. Eğer şeddeli

ز

iki

ز

sayılsa o vakit bin üçyüz yirmiiki (1322) eder ki, yine Risale-in Nur müellifi, mukaddemat-ı Nuriyeye başladığı aynı tarihe tam tamına tevafuk eder.

Hem

مِنْ شَجَرَةٍ مُبَارَكَةٍ

cümlesi; ta-i evvel

ت

, ikinci

ت

ise vakıf