بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ

قُلْ لَوْ كَانَ الْبَحْرُ مِدَادًا لِكَلِمَاتِ رَبِّى لَنَفِدَ الْبَحْرُ قَبْلَ اَنْ تَنْفَدَ كَلِمَاتُ رَبِّى وَلَوْ جِئْنَا بِمِثْلِهِ مَدَدًا

Şu âyet-i azîme çok büyük ve çok âlî ve çok geniş bir denizdir. Onun cevherlerini beyan etmek için koca bir cild kitab yazmak lâzım gelir. Onun o kıymetdar cevahirini başka zamana ta'liken, şimdilik yalnız birkaç gün evvel tahattur-u hakaik noktasında benim için ehemmiyetli bir zamanım olan namaz tesbihatında, uzaktan uzağa fikrin nazarına ilişen bir nüktenin şuaı göründü. O zamanda kaydedemedik, gittikçe tebaud ediyordu. Bütün bütün kaybolmadan evvel, o nüktenin bir cilvesini avlamak için etrafında dairevari birkaç kelime söyleyeceğiz.

Birinci Kelime:

Kelâm-ı Ezelî ilim, kudret gibi bir sıfat-ı İlahîye olduğu cihetle, gayr-ı mütenahidir. Nihayetsiz olan bir şeye, denizler mürekkep olsa elbette bitiremezler.