bâkileştirdi. İnşaallah bu üçüncü medrese-i yusufiyedeki musibetzedelerin Nurlar’dan istifadeleri ve teselli bulmaları, senin bu soğuk ve ağır sıkıntını hararetlendirip sevinçlere çevirecek.. ve hiddet ettiğin adamlar, eğer aldanmışlarsa, bilmiyerek sana zulmediyorlar. Onlar hiddete lâyık değiller. Eğer bilerek ve garazla ve dalâlet hesabına seni incitiyorlar ve işkence yapıyorlarsa, onlar pek yakın bir zamanda ölümün i’dam-ı ebedisi ile kabrin haps-i münferidine girip, dâimî sıkıntılı azap çekecekler. Sen onların zulmü yüzünden hem sevab, hem fânî saatlerini bâkileştirmeyi, hem manevî lezzetleri, hem vazife-i ilmiye ve diniyeyi ihlâs ile yapmasını kazanıyorsun!” diye ruhuma ihtar edildi. Ben de bütün kuvvetimle Elhamdülillah dedim. İnsaniyet damarıyla o zalimlere acıdım. “Ya Rabbi onları ıslâh eyle” diye dua ettim.

Bu yeni hadisede, ifademde dahiliye vekâletine yazdığım gibi, on vecihle kanunsuz olduğu ve kanun namına kanunsuzluk eden o zalimler, asıl suçlu onlar olması gibi, öyle bahaneleri aradılar; işitenleri güldürecek ve hakperestleri ağlattıracak iftiraları ve uydurmalarıyla ehl-i insafa gösterdiler ki: Risale-i Nur’a ve şâkirtlerine ilişmeye, kanun ve hak cihetinden imkân bulamıyorlar, divaneliğe sapıyorlar.

Ezcümle: Bir ay bizi tecessüs eden memurlar, birşey bahane bulamadıklarından, bir pusula yazıp ki; “Said’in hizmetkârı bir dükkândan rakı almış, ona götürmüş.” O pusulayı imza ettirmek için hiç kimseyi bulamayıp, sonra yabanî ve serhoş bir adamı yakalamışlar, tehditkârane “Gel bunu imza et!” demişler. O da demiş: “Tövbeler tövbesi, bu acib yalanı kim imza edebilir?” onları, pusulayı yırtmaya mecbur etmiş.

İkinci bir numune: Bilmediğim ve şimdi dahi tanımadığım bir zat, atını beni gezdirmek için vermiş.. Ben de rahatsızlığım için teneffüs kasdıyla ekser günlerde yazda bir iki saat gezerdim. O at ve araba sahibine elli liralık kitap vermeye söz vermiştim. Taki kaidem bozulmasın ve minnet altına girmiyeyim. Acaba bu işte hiçbir zarar ihtimali var mı? Halbuki, “O at kimindir?” diye elli defa bizlerden hem Vali, hem adliyeciler, hem zabıta ve polisler sordular. Güya büyük bir hadise-i siyasiye ve asayişe temas eden bir vakıâdır.. Hatta bu manasız soruşların kesilmesi için, iki zat, hamiyeten biri “At benimdir,” diğeri “Araba benimdir” dedikleri için ikisini de benimle beraber tevkif ettiler.

Bu numunelere kıyasen çok çocuk oyuncaklarına seyirci olup, gülerek ağladık.. Ve anladık ki: Risale-i Nur’a ve şâkirtlerine ilişenler maskara olurlar...

O numunelerden lâtif bir muhavere: Benim tevkif kâğıdımda sebeb: Emniyeti ihlâl suçu yazıldığından, ben daha o pusulayı görmeden müdde-i umuma dedim: