Afyon hapis hadisesinde, taktik değiştirilerek, daha önceki hapislerinde olduğu gibi; ellerindeki büyük ve uzun listelere göre değil, daha çok yeni ve genç Nur talebelerini toplatma ve hapse tıkma şeklinde tezahür etmiştir. Bundan gayeleri ise; herhalde yeni ve tecrübesizlerden belki konuşturup bazı şeyleri ve hayalî bazı iddiaları tesbit eder, alırız idi. Afyon hapsine toplattırılan Nur talebeleri, bir çoğu yeni vilâyet ve yerlerdendi çünkü... Hem bu hadisede hedef, doğrudan doğruya Üstâd’ın şahsiyeti idi.

Evet, yine başta Isparta olamak üzere Kastamonu, İstanbul(2) Safranbolu,

(1) Avukat Hikmet Gönen’in ifadesinde, “bu otel Ankara palas otelinde” şeklindedir. (Bkz. Son şahitler-3, s: 176)

(2) Bu defa İstanbul’dan sadece genç üniversiteli Nur talebelerinden Mustafa Ramazanoğlu ile Ziya Arun’u getirmişlerdi.

Konya, Balıkesir, Kütahya, Aydın ve Afyon’dan yüzde doksanı yeni ve genç kırksekiz masum, Afyon hapishanesinde toplattırılmıştır.

Afyon Hapis Hadisesinin Umumi Bir şeması

Tafsilâta girişmeden, vesika ve belgelerin ibrazına da geçmeden önce, bu elim, ciğer-sûz hadisenin genel bir haritasının tasvirini Hazret-i Üstâd Bediüzzaman’dan dinleyelim.. Onbeşinci Rica’da şöyle diyor:

“...Sonra gizli düşman münafıklar, hükûmetin nazar-ı dikkatini benim şahsıma çevirdiler. Eski siyasî hayatımı hatırlattırdılar. Hem adliyeyi, hem maarif dairesini, hem zabıtayı, hem dahiliye vekâletini evhamlandırdılar. Partilerin cereyanları ve komünistlerin perdesinde anarşistlerin tahrikâtıyla o evham genişlendi. Bizi tazyik ve tevkif ve ellerine geçen Risaleler’i müsadereye başladılar. Nur şâkirdlerinin faaliyetine tevakkuf geldi. Benim şahsımı çürütmek fikriyle, bir kısım resmi memurlar, hiç kimsenin inanmıyacağı isnadlarda bulundular. Pek acib iftiraları işaaya çalıştılar. Fakat kimseyi inandıramadılar. Sonra pek âdi bahanelerle, zemheririn en şiddetli soğuk günlerinde beni tevkif ederek, büyük ve gayet soğuk ve iki gün sobasız bir koğuşta tecrid-i mutlak içinde hapsettiler. Ben küçük odamda günde kaç defa soba yakar ve daima mangalımda ateş varken, zaafiyet ve hastalığımdan zor dayanabilirdim. şimdi bu vaziyette hem soğuktan bir sıtma, hem dehşetli bir sıkıntı ve hiddet içinde çırpınırken, bir inayet-i ılâhiyye ile bir hakikat kalbimde inkişaf etti. Manen: “Sen hapse medrese-i Yusufiye namı vermişsin. Hem Denizli’deki sıkıntınızdan bin derece ziyade, hem ferah, hem manevî kâr, hem oradaki mahpusların Nurlar’dan istifadeleri, hem büyük dairelerde Nurlar’ın fütûhatı gibi neticeler; size şekva yerinde binler şükrettirdi. Her bir saat hapsinizi ve sıkıntınızı, on saat ibadet hükmüne getirdi. O fânî saatleri