VAKIF

Vakıf, baki kalmakla beraber, kendisinden istifade edilebilen bir malı mübah bir yöne hasr etmektir. Vakıf, ayet ve hadis ile sabit olmuştur. Ebu Talha (R.A.)'nın Büreyha adlı çok güzel ve çok sevdiği bir bahçesi vardı.

لَنْ تَنَالُوا الْبِرَّ حَتّٰى تُنْفِقُوا مِمَّا تُحِبُّونَ

Ali İmrân 92

Ayeti celilesi nazil olunca, Allah yolunda vakf etti. Resûlüllah (S.A.V) buyuruyor:

اِذَا مَاتَ ابْنُ اٰدَمَ اِنْقَطَعَ عَمَلُهُ اِلَّا مِنْ ثَلَاتٍ صَدَقَةٌ جَارِيَةٌ اَوْ عِلْمٌ يَنْتَفِعُ بِهِ اَوْ وَلَدٌ صَالِحٌ يَدْعُو لَهُ

"İnsanoğlu vefat ettiğinde bütün ameli kesilir (sonu gelir). Ancak üç şey müstesnadır. Bunlar; cari (devam eden) sadaka, kendisinden faydalanılan ilim, kendisine dua eden salih bir evlat."

Hz. Ömer (R.A.) Heyber arazisinden kendisine bir hisse düştü. Bunun üzerine Peygambere "Bu araziye ne yapmamı emr ediryorsun." dedi. Peygamber (S.A.V.) aslını vakf edip teberru edersin. Bunun üzerine Hz. Ömer satılmamak, hibe edilmemek ve miras olarak intikal etmemek üzere onu teberru etti. (Buhari ve Müslim)

Vakfın dört rüknü vardır:

1) Vakıf (Vakfeden şahıs)

2) Vakf edilen şey (Mevkuf)

3) Mevkufunaleyh (kendisi için vakf edilen)