İhya edilen arazi, şayet ev yapılmak isteniyorsa ihyası, duvar çekmek, (bir kısmı da olsa) üstünü kapatmak, kapı, pencere takmak, onu tarla edinmek istiyorsa onu düzeltmek, etrafına duvar çekmek ve toprak yükseltmekle olur.

Hükümdarın, her vatandaş gibi ölü araziyi kendi şahsı için ihya etmesi caiz değildir. Fakat memleketin menfaatı için kamulaştırabilir.

Herkes mülkünde istediği şekilde tasarruf edebilir. Meselâ, başkasının evine bakan bir duvar sahibinin, bu duvarında pencere açmasında beis yoktur.

Petrol, zift, mumya, değirmen taşlığı, altın ve gümüş gibi mâdenler asla devlet tarafından kimseye temlik edilemezler. Bunlar âmme hakkıdır.

Bir kimsenin tarlasında petrol, zift, altın ve gümüş gibi bir mâden çıkarsa onundur. (Mecmu: C/14S.446).

Bir kimse, camiin muayyen bir yerinde oturup, ders veya fetva verir veya daima orada namaz kılarsa, o yer üzerinde mükteseb bir hakkı olamaz.

Caminin bir yerinde oturmuş olan bir kimseyi kaldırıp yerine oturmak veya vakıf olan bir medresenin bir odasında yerleşen bir talebeyi çıkarmak caiz değildir.

Suyun çeşitleri vardır.

1 - Çıkartılmasında ve akıtılmasında kimsenin rolü olma-yan Fırat ve Dicle ırmakları gibi. Bu gibi sulardan yararlanmada herkes eşittir, herkes ondan istifade edebilir. Ondan abdest alır, içer, hayvanlarına içirir.

Arazilerini sulamak isterlerse onlara kafi gelirse ne ala, yoksa üstten aşağıya doğru arazi sulanır. Böyle bir suyun üzerine değirmen kurmak caizdir.

2 - Hiç kimsenin malı olmayan bir araziden çıkar. Yalnız insanlar tarafından çıkartılmış ve akıtılmış sudur. Ölü araziden ve herkesin menfaati için çıkartılmış ise, suyu yine müşterektir. Ama çıkartan kimse kendi nefsi için çıkartmış ise kendisine aittir.