SULH

Sulh, lügatta; münazaaya son vermektir. İstilahta ise akit ve anlaşma yoluyla barış sağlamaktır.

Sulh iki kısımdır:

1) İtirafa dayanan sulhdur. Bu çeşit sulh, müddeadan başka bir ayın üzerine cari olursa sulh kelimesiyle bir alış veriş yapılmış olur. Meselâ: Zeyd, Amr'ın elinde bulunan bir ev üzerine dava açar, Amr da müddeinin haklı olduğunu kabul ederse; fakat sulh müddeabih üzerine değil, de bir tarla üzerine sulh aktedilebiliyor. Böyle bir durumda alış verişin bütün ahkâmı burada cari olur. Yani satılan şeyde şüfa hakkı, ayıplı olursa geri çevrilmesi, teslim almadan önce satışın caiz olmadığı gibi hükümler burada caridir.

Menfaat üzerine cair olursa, sulh kelimesiyle bir icare akdi yapılmış olur. İcarenin ahkâmı ne ise bu sulhta da caridir. Meselâ Zeyd, Amr'in elinde bulunan tarla üzerine dava açıyor. Amr bu davayı kabul ediyor, fakat yerine on senelik bir müddet evinde oturmak üzerine anlaşma yapıp barışı sağlıyorlar.

Müddea bir kısmı üzerine sulh cari olursa, müddeanın bir kısmı hibe edilmiş olur. Hibenin ahkamı ne ise burada caridir.

Sulh'un akd edilebilmesi için münazaanın bulunması icab eder. Münazaa etmeden birisi birisine (senin şu evin için benimle şu miktar üzerine sulh et) der, o da sulh ederse fasittir.

Vâdeli on lira için peşin beş lira üzerine sulh edilirse caiz değildir. Fakat peşin on lira için vadeli beş lira üzerine sulh edilirse caizdir. Manası da, beş liradan fedakârlık yapılmış sayılır.

2) İnkâra dayanan sulhdur. Bu sulh da fasittir.

İnkara dayanan sulhün batıl olduğunu kayd ettik. Yalnız bu Şafii mezhebine göredir. Diğer üç mezhebe göre ise itirafa dayanan sulhün caiz olduğu gibi inkâra dayanan sulh de caizdir.