nefis olduklarından, insanlar çok eski çağlarda onları para olarak kullanıp, eşya için bedel olarak kabûl etmişlerdir.

Resûlüllah (S.A.V.) Peygamber olarak gönderildiğinde, Bizanslılar altın (dinar), İranlılar da gümüş (dirhem) kullanırlardı. Arap alemi o zaman bu iki devletin gölgelerinde yaşadığı için, hem dinarı hem dirhemi kullanıyorlardı. Bunun için İslâm dini o zamanda kullanılan altın ve gümüşü zekâta tabi tuttu. Altın ve gümüşün sikkeli ve sikkesiz oluşu hususunda fark yoktur.

Altının nisabı yirmi miskaldır. Gümüşün ise iki yüz dirhemdir. Resûlüllah (S.A.V.) şöyle buyuruyor:

لَيْسَ فِيمَا دُونَ خَمْسِ اَوَاقٍ مِنَ الوَرِقِ صَدَقَةً

"Sikkeli gümüşten beş okkanın aşağısından zekât yoktur."

Okiye (Okka) kırk dirhemdir. Buna göre, ikiyüz dirhemden aşağısı olursa zekât lazım gelmez.

Başka bir hadisde buyuruyorki:

وَلَا فِى اَقَلَّ مِنْ عِشْرِينَ مِثْقَالًا مِنَ الذَّهَبِ شَىْءٌ وَلَا فِى اَقَلَّ مِنْ مِاَتَىْ دِرْهَمٍ شَىْءٌ

"Ne yirmi miskala baliğ olmayan altında, ne de ikiyüz dirhemden az olan gümüşte zekât vardır."

İbni Haldun'un beyan ettiği gibi on dirhemi şer'i, yedi miskal ağırlığındadır. Miskalın ağırlığı da, arpanın normal 72 tane arpa ağırlığına eşittir. Ve yaklaşık olarak Şafiî mezhebinde altının nisabı yetmiş iki gramdır.

"Fıkıh El-Zekât" adlı kitap, "altının nisabı bu günkü ölçülere göre 84 gram, gümüşün nisabı da 595 gramdır" diyor. Bu hesap Hanefi mezhebine göredir.

Bu zamanda piyasada altın ve gümüş yerine evrak-ı nakdiyye yer aldığından, altın veya gümüş hükmündedirler.