Bağ ve bahçesini takdir ettikten sonra fakirlerin hakkı, malikin zimmetine geçiyor. Mahsulün zekâtını vermeden önce istediği şekilde tasarruf edebiliyor ve zekâtını ondan verebildiği gibi başka yerden de verebilir. Yalnız takdirden sonra semavi bir afete maruz kalırsa veya yanarsa veya çalınırsa, fakirlerin hakkı zimmetine geçtiği halde zekât vermeğe mecbur değildir.

Toprak mahsullerinin zekâtı işçilik, ekme, dövme ve nakliyat masrafı düşürülmeden çıkarılır.

Asr-ı saadette ve Ashab devrinde uygulama böyleydi. Yani toprak mahsullerinin zekâtı ekin ve tarla için yapılan masraf düşürülmeden çıkarılırdı.

El-Seyyid Bekri-El-Dimyatî şöyle diyor: "Biçme, dövme, meyva toplama ve kurutma ücreti çiftçinin kesesinden gider, düşürülmeden zekâtı verilir. Durum böyle olmakla birlikte bunları düşürür ve kalanın zekâtını verirse yanlış bir harekettir. İbni Abidin de şöyle diyor: İşçi, çift süren öküz, kanal temizleme ve bekçinin ücreti gibi masraflar düşürülmeden mahsulün zekâtı verilir. ()

Arazi, haraciye de olsa bizim mezhebimize göre onun mahsulünün zekâtı verilecektir.

Zekâtını vermediğini bildiğimiz bir kimsenin malını satın almak veya hibe olarak kabul etmek haramdır. Bir kimse mahsulünü kaldırıp zekatını verdikten sonra onu depolayıp seneye saklarsa ikinci kere zekâtını vermez. Ama altın ve gümüş gibi şeylerin zekâtını verirse yanında kaldığı takdirde tekrar zekâtını vermek zorundadır.

ALTIN VE GÜMÜŞÜN ZEKÂTI

İlk insanlar para, altın ve gümüş nedir bilmezlerdi. Muhtaç oldukları şeyleri birbiriyle değiştirerek ihtiyaçlarını karşılarlardı. Nihayet ibtidailik merhalesini aşarak kıymetli (bahusus altın ve gümüş) madenleri buldular. Altın ve gümüş nadir ve