"Her nefs, kazandığı şey karşılığında bir rehindir. Ancak sağcılar müstesnadır. (Onlar) Cennettedirler. Mücrimlerden (hallerini) sorarlar. "Sizi Cehennem'e sokan nedir?" Onlar şöyle derler: "Biz namaz kılanlardan değildik. Yoksula yedirmezdik. Batıla dalanlarla beraber dalardık."

(El-Müddesir: 38,45)

Başka bir ayeti kerimede şöyle buyuruyor:

كَلَّا بَلْ لَا تُكْرِمُونَ الْيَت۪يمَ وَلَا تَحَآضُّونَ عَلٰى طَعَامِ الْمِسْك۪ينِ

"Hayır; Doğrusu siz yetime ikram etmezsiniz. Miskini de yedirmeğe birbirinizi teşvik etmezsiniz."

(El-Fecr: 17, 18)

Medine'de nazil olan âyetler sarih bir ifade ile zekât'ın vacib olduğunu beyan etmektedir. Kur'an-ı Kerim birçok yerlerde zekât ile namazı bir arada zikrediyor. Bunun için Abdullah bin Mes'ud diyor ki:

اُمِرْتُمْ بِاِقَامَةِ الصَّلَاةِ وَاِيتَاءِ الزَّكَاةِ وَمَنْ لَمْ يُزَكِّ فَلَا صَلَاةَ لَهُ

"Namaz kılıp zekât vermekle emr olundunuz. Zekât vermiyenin namazı da yoktur."

İslâm dini gaflette olanları uyandırıp, cimrileri cömertliğe alıştırmak için terğib ettiği gibi, terhib de ediyor. Resûlüllah (S.A.V.) buyuruyor:

مَنْ اَتَاهُ اللّٰهُ مَالًا فَلَمْ يُؤَدِّ زَكَاتَهُ مُثِّلَ لَهُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ شُجَاعًا اَقْرَعَ لَهُ زَبِيبَتَانِ يُطَوِّقُهُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ ثُمَّ يَاْخُذُ بِلِهْزَمَتَيْهِ ثُمَّ يَقُولُ اَنَا مَالُكَ اَنَا كَنْزُكَ ثُمَّ تَلَى النَّبِىُّ {ص} وَلَا يَحْسَبَنَّ الَّذِينَ يَبْخَلُونَ بِمَا اٰتَاهُمْ اللّٰهُ مِنْ فَضْلِهِ هُوَ خَيْرٌ لَهُمْ بَلْ هُوَ شَرٌّ لَهُمْ سَيُطَوَّقُونَ مَا بَخِلُوا بِهِ يَوْمَ الْقِيَامَةِ