ZEKÂT

Zekât, lügatta ziyadeleşme, neşvü nema bulma ve temizleme manasına gelir. Istılahda ise, Cenab-ı Hakkın, müstahak kimselere verilmesi için zenginlere farz kıldığı, malın muayyen bir bölümüdür. Malı ziyadeleştirip onu koruduğu için, zekât ismini almıştır.

İnsan toplumu, tarih boyunca fakirlik ve mahrumiyet gördüğünden bütün semavi dinler ve gerçek medeniyetler, fakir ve muhtac insanın acı ve ıztıraplarını duymuş, onları azaltmak için çaba göstermişlerdir.

Bazı kısa devreler müstesna, fakirlik her devirde ciddiyetini muhafaza etmiştir. İslâmdan önce Mısır'da, Babil'de ve Roma'da fakir tabaka, doyurucu bir yiyecek bulamadığı gibi, insanların şefkat ve merhametlerinden de mahrum idi. Arap yarımadasında da durum aşağı yukarı böyle idi. Bunun için İslâm dini, fakirlik yarasını sarmak, toplumun ızdırabını kısmen dindirmek için, fakir ve muhtaca yemek yedirmeyi, ihtiyacını karşılamayı imanın icablarından sayıp, İslâmın temel unsurlarından biri olarak kabul etmektedir. Kur'an-ı Kerim ahiret sahnelerinden bir sahneyi şöylece tasvir ediyor:

كُلُّ نَفْسٍ بِمَا كَسَبَتْ رَه۪ينَةٌ. اِلَّآ اَصْحَابَ الْيَم۪ينِ . ف۪ى جَنَّاتٍ يَتَسَآءَلُونَ. عَنِ الْمُجْرِم۪ينَ. مَاسَلَكَكُمْ ف۪ى سَقَرَ. قَالُوا لَمْ نَكُ مِنَ الْمُصَلّ۪ينَ. وَلَمْ نَكُ نُطْعِمُ الْمِسْك۪ينَ. وَكُنَّا نَخُوضُ مَعَ الْخَآئِض۪ينَ