Ayakkabıyla cenaze namazını kılmak caiz değildir. Meğer ki yeni alınmış ve henüz müteneccis olmamışsa. Cenaze namazını iade etmek sünnet değildir. Fakat tekrar edilmesi, yani ayrı ayrı ferd ve cemaatlar tarafından kılınması sünnettir.

Zımmi olan kâfiri kefenlemek vacibdir. Hatta terekesi olmazsa, varsa Beytülmal veya Belediye gibi bir müessese tarafından, yoksa müslümanlar tarafından teçhiz masrafı karşılanacaktır.

Ölmüş bir müslümanın bir uzvu bulunsa, üzerine cenaze namazı kılınacaktır. Abdurrahman bin İtab bin Esid, Cemel vak'asında vefat etmişti. Nesir kuşu onun bir elini Mekke'ye atmıştı. Müslümanlar da onu gördüler ve yüzüğünden onu tanıdılar. Bunun üzerine onun cenaze namazını kıldılar. Bu hadiseyi İmam Şafiî rivayet etmiştir. Fakat sahibi hayatta bulunan kesilmiş bir uzv'un cenaze namazı kılınmaz.

Düşüğün canlı oluşu, ağlamak, sesi çıkmak, damar atmak veyahut kımıldamak gibi bir alâmet ile biliniyorsa, normal olarak yıkanıp, kefenlenir ve cenaze namazı kılınarak defnedilir. Böyle olmayıp yalnız azaları belirlenmiş ise, sadece kefenlenip toprağa verilecektir. Şayet bu düşük bir et parçası halinde ise, bir çaputa sarılıp onu defnetmek sünnettir.

4) ÖLÜYÜ DEFNETMEK

İnsan mükerrem olduğundan, sair hayvanlar gibi cenazesini toprağa vermeden açıkta, yırtıcı hayvanlara bırakmak ihanet sayıldığından İslâm dini, ölünün yıkanıp kefenlendikten sonra kabre konulmasını emrediyor.

Kabrin basit şekli, kokunun yayılmasını ve yırtıcı hayvanların cesedi çıkarmalarını önleyecek bir çukurun kazılmasıdır. Toprağı kazımadan ölüyü yer sathına bırakıp kokusunu çıkarmıyacak ve yırtıcı hayvanlardan korunacak şekilde üzerine toprak yığmak caiz değildir.

Ekmeli ise, derinliği bir boy ve el uzatımı kadar, eni de cenazeyi kabre koyan kimsenin zahmet çekmiyeceği kadar geniş olmasıdır. Resûlüllah (S.A.V.) Uhud şehidleri hakkında şöyle buyurdu:

ثُمَّ اَحْفِ&oQا وَاَوْسِعُوا وَاَعْمِقُوا وَاَحْسِنُوا

"Kazın, geniş tutun ve derinleştirin." (Tirmizi rivayet etmiştir.) Hazreti Ömer (R.A.) kabrinin bir boy ve el uzatımı kadar derinleştirilmesini vasiyet etmiştir.

Toprak sert ise, kabir kazıldıktan sonra kabrin kıble tarafında cenaze sığacak kadar bir yer kazılır. (buna "lahd" denilir.) ve Cenazenin yönü kıbleye doğru çevrilip kazılan yere konulur. Taşlarla veya kerpiçle kapatılır. Sa'd ibni Ebi Vakkas ölüm hastalığında demişki:

اَلْحِدُوا لِى لِحْدًا وَاَنْصِبُوا عَلَىَّ اللَّبِنَ

"Benim için bir lahd yapın (Kabrin kıble tarafından yer kazın) ve lahdin ağzını kerpiçlerle kapatınız."

Toprak yumuşak ise sadece bir çukur kazılır, üstü taş veya kerpiçlerle kapatılır. Çünkü toprak yumuşak olduğu halde lahd kazılırsa çökmesi kuvvetle muhtemeldir.

Cenaze merasiminde bulunan kimseler, dünyanın fani olduğunu, herkesin ölüme mahkûm olup dünyadan göç edeceğini düşünüp birbiriyle ahiret hakkında sohbet etmelidir. Gaflete dalarak dünyadan söz etmek, gülüp şakalaşmak doğru değildir. Cenaze merasiminde bağırıp çağırmak, yüksek sesle tekbir getirmek haramdır. Mezarlığa giderken, cenazenin önünde ve ona yakın olarak yürümek sünnettir. Defnedilecek yer çok uzak olmazsa yürüyerek gitmek daha efdaldır.

Cenaze, mezarlığa götürüldüğü zaman, cenazenin başı, kendisi için hazırlanmış olan mezarın ayakları yanına konulur. Mezara konulmak istenildiğinde, öne doğru yavaş yavaş çekilir. Cenaze kadın da olsa onu kabre erkekler koyacaklardır. Bunun için en uygunu, namazda ve gusülde olduğu gibi asabelerdir. (Baba tarafından akraba olanlar), Ebu Talhanın Ümmü Külsüm adlı kızı vefat ettiğinde, defin zamanı gelince Resûlüllah (S.A.V.) Ebu Talha'ya kabre inmesini emretti. (Buhari)

Yalnız, vefat eden kadının kocası varsa, kocasının onu kabre koyması daha iyidir. Yoksa mahrem olan asabe, bunlar