Öyle de kâinat âyinesinde ve mahiyat-ı eşya âyinelerinde esma-i kudsiye-i İlahiyenin irade ve ihtiyar ve kudret ile hasıl olan cilveleriyle tezahür eden nukuş-u masnuatın, vücud-u Vâcib'den ayrı, hâdis bir vücudu var. O vücuda kudret-i ezeliye ile sebat verilmiş. Fakat eğer irtibat kesilse, bütün eşya birden fenaya gider. Beka-i vücud için her an, her şey Hâlıkının ibkasına muhtaçtır. Çendan

حَقَائِقُ الْاَشْيَاءِ ثَابِتَةٌ

dür, fakat onun isbat ve tesbitiyle sabittir.

İşte Hazret-i Muhyiddin "Ruh mahluk değil, âlem-i emirden ve sıfat-ı iradeden gelmiş bir hakikattır." demesi çok nususun zahirine muhalif olduğu gibi; mezkûr tahkikata binaen iltibas etmiş, aldanmış, zaîf vücudları görmemiş. Esma-i İlahiyeden Hallak, Rezzak gibi çok isimlerin mazharları, vehmî ve hayalî şeyler olamaz. Madem o esma hakikatlıdırlar, elbette mazharlarının da hakikat-ı hariciyeleri vardır.