vererek neşre çalışırlarken; ayn-ı hak ve mahz-ı hakikat olan bir bedaheti beyan etmek, hele o iftiraları esası ile çürütmek için neşretmek zarureti ortaya çıktı.

Malûmdur ki: Bir zâtı bilmek ve tanımak için evvelâ onun tarihçe-i hayatı gözden geçirilir. Hayatının muhtelif safha ve tabakalarında ve cem'iyetin ayrı ayrı inkılablara dûçar olduğu zaman ve devirlerde, nasıl hareket ettiği tedkik edilir. Bu suretle inanışlarında, kanaat ve fikirlerinde ve davasındaki sadakatı, azmi, doğruluğu ve sebatı tebeyyün etmiş olur.

Sonra o zâtı tarif eden bir cihet de onun eserleridir. Eserleri ile o zâtın; akıl, kalb, ruh gibi manevî ve hakikî şahsiyetinin derece-i vüs'at ve kıymeti tebarüz eder. Bilhâssa zâtının mir'atı olan eserleri, insan kitlelerinde müsbet tesir husule getirmiş ve yapıcı bir rol oynamış ise, bu daha güzel ve ekmel bir tarif edicidir.

Sonra o zâtı bildiren ve tanıttıran başka bir cebhe de: Görüştüğü, tanıştığı ve beraber çalıştığı arkadaşları, dostları ve eserlerini okuyan ve hayatını tedkik ederek ilim ve hikmet mizanı ile konuşan, muasırları olan insanlardır.