ihtilâller vukua getirmiş ve bu mezheb uzun zamanlarda dahilî siyasetin aleti olarak kullanılmıştır.

İstersen tarihe bir nazar eyle! Zalim Neron gibilerin kılınçlarının akıttığı mazlumların kanı ile nasıl boyandığını gör!.. Sonra tarihe bir kulak ver, dinle ki, Engizisyon cemiyetinin tazyiki ile yükselen enîn, feryat ve tel'in sadalarını işiteceksin.. Öyle ki bu cemiyetin ikâ eylediği acip mezalimler karşısında beşyüz sene müddetinde akıllar dehşet içerisinde bırakılmıştır

Benim nazarımda o vahşi cemiyet halen de ölmüş değil, belki medeniyet suretinde tenasuh etmiş ve ya da medeniyet ve siyasetin hile ve huda'larına sarılarak zamanımıza kadar gelmiştir. Ecnebîlerin İsevî olmayanlarla olan muameleleri bu davanın delilidir.

Sonra da: İstersen Fransa tarihine bak ki; mezheblerinin kendi aralarında vukua getirdikleri ihtilaflar neticesinde kopan ihtilâllerle, fakirleri nasıl dehşetlere düşürdüğünü ve bu ihtilafların mazlumlar üstünde icra ettirdikleri ve dörtyüz sene kadar devam eden karanlıklı inkılabları gör!..

Bütün bunların içinde en acîbi; hiçbir akla intibakı mümkin olmayan o mezhebin, siyasetin elinde bir vasıta olarak kalmış olmasıyla, fakirlerin mahvına ve mütefekkirlerin ezilmesine sebeb olmuş olmasıdır. İşte benzerî hâdiseler ehl-i fakr ve zarûretin, aynı zamanda feylesofların kalblerinin tâ derinliğinden kaynayıp gelen öfke ile, müstebitlerden intikam almak hissini netice vermiş olması gibi, onları pek çok çalkantılı badirelere sürükleyen Katolik mezhebine karşı da husumet hissini doğurmuştur. Amma bununla beraber; ehl-i isyan, Katolik mezhebine, Hırıstiyanlık dinini terk ederek hücum etmediler. Belki Protestan mezhebine dayanarak hücuma geçtiler. Bütün bunlarla beraber ve binlerce feylesofların ona hücumlarına rağmen, şu anda yine Pariste Katolik mezhebi resmi mezheb olarak devam etmektedir.

Feya lil aceb! İslâmiyet -ki, biz fakirler topluluğunun hayatıdır- nasıl o mezheble (Katolik) kıyas edilebilir ki, İslâmiyetle onun arasında yer ve gök kadar uzun mesafeler ve pek çok farklar vardır.

Bu farklardan bazılarını "Hutbe-i Şamiye"

{(*) Ayrıca 29. Mektubun yedinci kısmı olan "İşarat-ı Seb'a" kısmında bu farklar daha da tafsilli yazılmıştır. -Naşir-}

de tafsilen yazmışım.