gibi, fakir ve muhtaç olan kimselere de yardım sağlamaktır. Fakat maalesef son zamanlarda kefaret hileli bir oyun haline getirilmiş, cüz'i bir menfaat için maksadından çok uzaklaştırılmıştır. Şöyle ki: Meyyitin zimmetinde meselâ, yüz ölçek kefaret var iken, on ölçek gibi cüz'i bir şey getirilir ve İslâm'ın hiçbir sûrette kabul etmediği bir merasim yapılır. Meyyitin velisi veya onun vekili kefaret olacak olan şeyi fakire verir. Sonra o fakir tekrar veli veya vekiline devr eder. Ve bu iş böylece tekrar edilir. Ve nihayet yüz ölçeklik kefareti, on ölçek ile ödemeğe kalkışılır.

Halbuki böyle bir şey kabul edilse, zekât ve fitre gibi mali ibadetler de buna kıyas edilebilirdi. O zaman kefaret, zekât ve fitre gibi müesseseler, maksadından uzaklaşmakla, İslâmda yardımlaşma mefhumu ortadan kalkmış olur.

Yalnız bazı alimler: şayet meyyitin mirası olmazsa, kefaretini eda etmek için bir miktar borç alınıp günümüzde yapılan merasim yapılırsa faydası olabilir demişler.

"Dürrül-Muhtar" şöyle diyor:

وَلَوْ لَمْ يَتْرُكْ مَالًا يَسْتَقْرِضُ وَارِثُهُ نِصْفَ صَاعٍ مِثْلًا وَيَدْفَعُهُ لِلْفَقِيرِ ثُمَّ يَدْفَعُهُ الْفَقِيرُ لِلْوَارِثِ ثُمَّ وَثُمَّ حَتَّى يَتُمَّ

Yani: "Meyyit mal bırakmazsa varisi meselâ, yarım sa' borç alır. Sonra fakire devreder, fakirde tekrar ona verir ve zimmetinde bulunan kefaret eda edilinceye kadar bu muamele böylece tekrar edilir."

Fakat herkesin bildiği gibi, bu devir muamelesi bugün yalnız fakir için yapılmıyor. Zengin, fakir herkes için yapılmaktadır ki, bu da doğru değildir.