daha ahmak görünüyorsun ki; onun seyyid-i kerimi ona yirmidört altun veriyor. Onu Burdur'dan Antalya'ya, oradan da Şam'a ve Yemen'e gönderiyor. Ve emrediyor ki:

O altunları, levazım-ı seferinde sarfet! Lâkin Antalya'ya kadar -cebren- iki gün yayan gideceksin. Hem bir nevi ihtiyarın var. O altunları bir şeyde sarfetsen de etmesen de yine gideceğin yere yetişebilirsin. Lâkin Antalya'dan sonraki sair menzillere gitmekte bir cihette ihtiyar senin elindedir. Eğer bir vesika veya bir bilet alabilir ve bir vapura veya bir trene veya bir tayyareye binebilirsen, bir aylık mesafeyi, bir günde kat'edebilirsin. Yoksa hem yayan, hem yalnız, hem mütehayyir, hem matrud bir surette yoluna devam edeceksin.

Halbuki o ebleh ahmak yolcu, yirmiüç altununu, iki günlük mesafede sarfetti. Ona denildi ki: Şu bâki kalan bir altunu, o uzun yolun için, bir zâd ve bir bilete ver. Ümid edilir ki, seyyidin sana merhamet eder, rahatla gidersin.

O dedi ki: Yok, lezzet-i hazıramı terketmem. Bir ihtimal var ki, faide vermez.