nefs-i emmare ve heva şerlerini def' ve tardederek, aşılmaz ve yıkılmaz bir sedd-i Kur'anî ve bir sedd-i imanî tesis ediyor.

Risale-i Nur, nebatatın hattâ cemadatın dahi lisan-ı halleriyle olan tesbihatını, kâinatın medar-ı mefhareti olan lisan-ı Âdemle beyan ederek Hâlık-ı Kâinat'a takdim etmesinden -Risale-i Nur- bütün mahlukat ve bütün zîruh ile de yakînen alâkadar ve münasebettardır.

Bu kadar ihatalı, câmi', manidar bir hayat-ı nâmütenahînin feyyaz nurlarıyla kâinatlar ışıklanırken, zulümatlar dağılırken, asırlar yıkanırken, gözleri felsefe bataklığının çamurlarıyla kapalı, kalbleri mühürlü, beşer çehreli mütemerridlerin,

كَالْاَنْعَامِ بَلْ هُمْ اَضَلُّ

sırrının mazharı o zavallı dâllîn güruhunun hakaik-i Kur'aniyeye karşı kör, sağır, gafil olarak Hâlık-ı Kâinat'a isyanları, hiç şübhesiz kâinatı emsalsiz bir gazabla gazablandırıyor;

تَكَادُ تَمَيَّزُ مِنَ الْغَيْظِ

sırrıyla Cehennem'i çileden çıkarıyor; mevcudata, lisan-ı haliyle: "Yaşasın