mahsus bir makamı var, hem makbulîndendir. Fakat mizansız keşfiyatında hududları çiğnemiş. Cumhur-u muhakkikîne çok mes'elelerde muhalefet etmiş. İşte bu sır içindir ki, o kadar yüksek ve hârika bir kutub, bir ferîd-i devran olduğu halde; kendine mahsus tarîkatı gayet kısacık Sadreddin-i Konevî'ye münhasır kalıyor gibidir. Ve âsârından istikametkârane istifade nadir oluyor. Hattâ çok muhakkikîn-i asfiya o kıymetdar âsârını mütalaa etmeğe revaç göstermiyorlar. Hattâ bazıları men'ediyorlar.

Hazret-i Muhyiddin'in meşrebiyle ehl-i tahkikin meşrebinin mabeynindeki esaslı farkı ve onların me'hazlarını göstermek, çok uzun tedkikata ve çok yüksek ve geniş nazarlara muhtaçtır. Evet, fark o kadar dakik ve derin ve me'haz o kadar yüksek ve geniştir ki; Hazret-i Muhyiddin hatasından muahaze edilmemiş, makbul olarak kalmış. Yoksa eğer ilmen, fikren ve keşfen